Arayış Yılları (Duraklama Devri XVII. Yüzyıl)

Arayış Yılları (Duraklama Devri XVII. Yüzyıl)

AVRUPA’NIN GENEL DURUMU
XVII. yüzyılda Avrupa devletleri mutlak monarşi ile yönetiliyordu. Özellikle İngiltere ve Fransa’da krallar güçlerini artırarak yönetimde tek egemen güç haline gelmişlerdi.Coğrafi Keşişer sonucunda ekonomik bakımdan zenginleşen Avrupa devletleri yeni yerler keşfederek buraları sömürgeleştirme yarışı içine girdiler. Osmanlı Devleti’nin denetimindeki İpek ve Baharat yollarının yerine alternatif ticaret yolları oluşturma ve uluslararası ticarette söz sahibi olma Avrupa devletlerinin temel politikalarından biri haline geldi. Uzak Doğu ve Hindistan ile Atlas Okyanusu limanlarına egemen olma isteği zaman zaman Avrupa devletleri arasında savaşlara neden olmuştur (Otuz Yıl Savaşları).
ASYA’NIN GENEL DURUMU
XVII. yüzyılda Rusya güçlü bir devlet olma yoluna girmişti. Altın Orda Devleti’nin yıkılmasıyla genişlemesinin önündeki en büyük engelden kurtulmuş ve Orta Asya’da egemenlik kurmayı hedeşemiştir. Altın Orda Devleti’nin yıkılmasından sonra toprakları üzerinde Hive, Buhara ve Hokand gibi Özbek hanlıkları kurulmuştur. Bu hanlıklardan başka Kazak Hanlığı, Kırgız ve Kaşgar devletleri de Orta Asya’da önemli bir siyasal güç olmuşlar ve Türk kültürünün devamlılığının sağlanmasında büyük rol oynamışlardır. Hindistan’da hüküm süren Babür Devleti egemen olduğu
bölgeleri mimari eserler ile donatarak Türk kültürünün günümüze kadar yaşamasını sağlamıştır.

Mutlak Monarşi: Devleti tek bir kişinin hiçbir sınırlamaya bağımlı olmayarak yönetmesidir. Avrupa’da derebeyliklerin yıkılmasıyla ortaya çıkmış ve güçlenmiştir. Mutlak monarşinin kurucusu Babil Kralı Hammurabi’dir.

OSMANLI DEVLETİ’NİN GENEL
DURUMU

Osmanlı Devleti XVII. yüzyıla gelindiğinde çok geniş sınırlara ulaşmıştı. Balkan Yarımadası dahil olmak üzere Polonya’nın güneyinden Kafkasya’ya; Kuzey Afrika ve Habeşistan’dan Mora ve Dalmaçya kıyılarına kadar olan bölge Osmanlı Devleti’nin denetimindeydi. Ancak XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde iç karışıklar ortaya çıkmış, devlet düzeninde bozulmalar görülmeye başlanmıştır. Bu yüzden Osmanlı Devleti duraklama sürecine girmiştir. Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyılda yönetim, ordu, ekonomi vs. alanlarında sorunlarla karşılaşmasında etkili olan gelişmeler şunlardır:
Merkezi Yönetimin Bozulması
XVII. yüzyılda merkezi otoritenin zayışaması ayaklanmaların çıkmasındaki en önemli nedenlerden biridir. Osmanlı merkezi otoritesinin zayışamasında veraset sisteminde yaşanan değişimin büyük rolü olmuştur. 
I. Ahmet döneminde gerçekleştirilen değişiklik ile Osmanlı tahtına akıl sağlığı yerinde olmak şartıyla en yaşlı şehzadenin geçmesi kararlaştırılmıştır. Bu sisteme ekber ve erşed sistemi adı verilmiştir. Bu sistem ile taht kavgaları önlenmek istenmiştir. Ekber ve erşed sistemi ile şehzadelerin sancağa çıkma usulüne son verilmesi olumsuz sonuçlar da doğurmuştur. Topkapı Sarayı’nda yaşamaya başlayan şehzadeler halkı tanımadan ve yönetim deneyimi kazanmadan tahta çıkmaya başlamışlardır. Bu yüzden padişah olduklarında otorite kurmakta zorlanmışlar, saray kadınları ve devlet adamlarının etkisinde kalmışlardır.
Askerî Kurum ve Sistemlerin Bozulması
XVII. yüzyılda Yeniçeri Ocağına kanunlara aykırı bir şekilde mesleği askerlik olmayan kişiler alınmaya başlandı. Sayıları artan yeniçeriler geçim sıkıntısı çektiklerini ileri sürerek askerlikten başka işlerle uğraşmaya, merkezi yönetimin bozulmasından yararlanarak devlet yönetimine karışmaya başladılar. “Ocak devlet içindir.” anlayışı yerini “Devlet ocak içindir.” anlayışına bıraktı.
Askeri ocaklarda disiplinin bozulması ve askerlerin savaşlarda isteksiz davranması savaşlarda başarısızlıklara neden olmuştur. Tımarların haksız bir şekilde dağıtılması ve Avrupa’da sürekli orduların kurulması, tımarlı sipahilerin önemini ve sayısını azaltmıştır. Tımarlı sipahilerin azalması, Anadolu’da güvenliğin bozulmasına yol açmıştır. Denizcilikle ilgisi olmayanların donanmada görevlendirilmeleri donanmanın eski gücünü kaybetmesine neden olmuştur.
Merkezi otoritenin bozulması sonucunda,
 İstanbul, Anadolu ve eyaletlerde sık sık isyanlar çıkmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nde otorite boşluğu oluşmuş ve buna bağlı olarak yeniçeriler devlet işlerine karışmışlardır.
 Önemli devlet görevleri rüşvet ve iltimasla dağıtılmaya başlanmıştır. Eyaletlerdeki yöneticiler kanunlara aykırı olarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmişlerdir.
Maliyenin Bozulması
XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda;

Savaşların uzaması sonucu askeri harcamaların artması, savaşlar sonunda elde edilen ganimetlerin azalması
Tımar sisteminin bozulması ve vergilerin artması sonucunda köylülerin topraklarını terk etmeleri
Lüks ve israfın yaygınlaşması sonucunda saray masraşarının artması
Coğrafi Keşişer sonucunda ticaret yollarının yön değiştirmesiyle Osmanlı gümrük gelirlerinin azalması

Avrupa’dan Osmanlı ülkesine giren altın ve gümüşün paranın değerinin düşmesine neden olması
Kapitülasyonların giderek bir sömürü aracı haline gelmesi
Sık sık padişah değişikliği nedeniyle cülus bahşişi giderinin artması maliyenin bozulmasına neden olmuştur.
Maliyenin Bozulmasının Sonuçları
Devlet gelirleri giderleri karşılayamaz hale gelmiştir.
Devlet gelirlerini artırmak için vergi oranları yükseltilmiş, yeni vergiler alınmıştır. Artan vergileri ödemekte zorlanan köylüler topraklarını terk ederek şehirlere göç etmiş, bunun sonucunda tarımsal üretim azalmış ve gıda maddelerinin fiyatları artmıştır.
Devlet memurları ve askerlerin maaşlarının ödenmesi ve çeşitli hizmetlerin yerine getirilmesinde aksamalar olmuştur.

Hazinenin para ihtiyacının artması sonucunda tımar sisteminin yerine iltizam sistemi yaygınlaşmıştır.
Tımar arazilerinin azalması sonucunda işsiz kalan bazı sipahiler ve topraklarını kaybeden köylüler isyan hareketlerine katılmışlardır.
Ticaret yollarının değişmesi ve kapitülasyonlar nedeniyle ihracat azalmış, ithalat artmıştır. Bunun sonucunda yerli sermaye yurt dışına çıkmıştır.
Eğitim Sisteminin Bozulması
XVII. yüzyıldan sonra Osmanlı eğitim sisteminin temelini oluşturan medreselerde eğitim çağın gerisinde kalmış, pozitif bilimlerin okutulması medrese müfredatından çıkarılmıştır. Rüşvet ve kayırma ile medrese öğrenimi görmemiş birçok kişi ilmi rütbeler almış, hatta yeni doğmuş bazı çocuklara müderrislik unvanı (beşik uleması) verilmiştir.
Avrupa’daki Gelişmelerin Osmanlı İmparatorluğu’na Etkisi
Osmanlı Devleti’nin doğal sınırlarına ulaşması ve güçlü devletlere komşu olması
Doğal sınırlar: Bir devletin sınırlarının çöllere, okyanuslara ve güçlü devletlere dayanmasıyla ortaya çıkan duruma doğal sınırlara ulaşma denir. Doğal sınırlara ulaşan devletlerin büyümesi yavaşlar. Bu durumda olan bazı devletler uygarlık alanında gelişmeye önem verirken, bazıları da gerileme sürecine girerler.
Eğitim sisteminin bozulması sonucunda,  Pozitif bilimlerin medrese müfredatından çıkarılması sonucunda tıp ve matematik gibi bilim dallarında ders okutabilecek müderrisler yetiştirilememiştir.
Liyakatsız kimselere müderrislik verilmesi eğitim kalitesinin düşmesine yol açmıştır.
 Eğitim kurumlarından yeterli bilgi ve beceriyi kazanamadan mezun olan yöneticiler görevlerini düzenli olarak yerine getirememişlerdir.

Medreseler Avrupa’daki bilimsel gelişmeleri takip edememiştir.
Avrupalı devletlerin bilim ve teknik alanlarda ilerlemelerine Osmanlı Devleti’nin ayak uyduramaması Avrupalı devletlerin düşmanca bir tutumla siyasal ve ekonomik alanlarda uyguladıkları politikalarla Osmanlı Devleti’ni yıpratmaları gibi gelişmeler Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklamasına etki yapan dış nedenlerdir.
OSMANLI - İRAN İLİŞKİLERİ
Osmanlı Devleti’nin doğu siyasetinin temelini İran ile ilişkiler oluşturmuştur. İran ile ilk savaş Yavuz Sultan Selim döneminde yapılan Çaldıran Savaşı olmuştu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde de devam eden savaşlara 1555 yılında imzalanan Amasya Antlaşması ile son verilmişti.
Amasya Antlaşması ile sağlanan barış ortamı 1577 yılında İran’ın Osmanlı sınırlarına saldırmasına kadar sürmüştür. İran bu dönemde Osmanlı Devleti’nin iç ve dış sorunlarla karşı karşıya olmasından yararlanmak istemiştir. XVII. yüzyılda I. Ahmet, II. Osman ve IV. Murat dönemlerinde İran ile mücadeleler yaşanmıştır. Bu mücadeleler genellikle Osmanlı Devleti’nin üstünlüğü ile sonuçlanmıştır.
1577 - 1590 Savaşları
1577 - 1590 yılları arasındaki savaşlarda Osmanlı orduları başarılı olarak Hazar Denizi’ne kadar ilerlediler.
Zor durumda kalan İran, barış istedi. İki devlet arasında Ferhat Paşa (İstanbul) Antlaşması imzalandı (1590). Bu antlaşma ile

Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan ve Lûristan’ın Osmanlılara ait olduğu kabul edilmiştir.
1603 - 1611 Osmanlı – İran Savaşları
Safevi hükümdarı Þah Abbas, Ferhat Paşa Antlaşması ile kaybettiği yerleri geri almak istiyordu. Bu sırada Osmanlı Devleti batıda Avusturya ile savaşıyor, içeride de Celâli isyanlarıyla uğraşıyordu. Osmanlıların bu durumundan yararlanmak isteyen İranlılar, savaş açtılar (1603). Osmanlı Devleti bu savaşta başarılı olamadı. İki devlet arasında Nasuh Paşa Antlaşması yapıldı (1611).
Nasuh Paşa Antlaşması’na göre;
Osmanlı Devleti, Ferhat Paşa Antlaşması ile aldığı yerleri geri verecekti.
İran, Osmanlı Devleti’ne yılda 200 deve yükü ipek vergi verecekti.

1617 - 1618 Osmanlı – İran Savaşları
İran’ın yıllık vergiyi ödememesi üzerine savaş yeniden başladı. Osmanlılar savaşta çok büyük kayıplar verdiler.
İki taraf arasında Serav Antlaşması yapıldı (1618).
Serav Antlaşması’na göre;
Amasya Antlaşması (1555) ve Nasuh Paşa Antlaşması ile belirlenen sınır geçerli olacaktı.
İran, yılda 100 deve yükü ipek vergi verecekti.

1622 - 1639 Osmanlı – İran Savaşları
İranlıların Bağdat’ı ele geçirmeleri üzerine, Osmanlı -İran Savaşları yeniden başladı (1622). XVII. yüzyılın başından itibaren devam eden Osmanlı - İran mücadelesi IV. Murat döneminde de devam etmiştir. İran’ın Osmanlı topraklarına saldırması üzerine IV. Murat, 1635 ve 1638 yıllarında iki kez sefere çıkarak Revan ve Bağdat’ı fethetmiştir. Bu nedenle Bağdat Fatihi olarak anılmıştır. Aralıklarla 1639’a kadar devam eden savaşların sonunda İranlıların barış istemeleriyle Kasrışirin Antlaşması imzalandı.
Kasrışirin Antlaşması’na göre;
Bağdat Osmanlı Devleti’nde, Revan ve Azerbaycan İran’da kalacaktı.
Zağros Dağları iki devlet arasında sınır olacaktı.

Kasrışirin Antlaşması ile bugünkü Türkiye - İran sınırı büyük ölçüde belirlenmiştir.
Osmanlı Devleti’nin Avusturya ve İran ile yaptığı savaşlar askeri yapının ve ekonomik düzenin bozulmasında etkili olmuştur.
OSMANLI - LEHİSTAN İLİŞKİLERİ
Hotin Seferi
Lehistan 1575 yılında Osmanlı himayesine alınmış, 1587’de Osmanlı himayesinden ayrılmıştı. XVII. yüzyılda Osmanlı - Lehistan ilişkileri şöyle özetlenebilir: Lehistan’ın Boğdan, Eşak ve Erdel’in iç işlerine karışması üzerine, II. Osman Lehistan Seferi’ne çıkarak Hotin kalesini kuşattı (1621). Ancak yeniçerilerin isteksiz davranmaları ve kışın yaklaşması nedeniyle kuşatma kaldırılarak Lehistan’ın barış teklifi kabul edilmiştir. İki taraf arasında Hotin Antlaşması imzalanmıştır (1621).
1672 - 1676 Savaşları ve Bucaş Antlaşması
1672 yılında Lehistan’ın Osmanlı himayesinde bulunan Ukrayna Kazaklarına saldırması üzerine IV. Mehmet karşı sefere çıktı. Osmanlılar karşısında başarılı olamayan Lehliler, barış istediler. İki devlet arasında Bucaş Antlaşması yapıldı (1676).
Bu antlaşmaya göre;
Lehistan, Podalya’yı Osmanlı Devleti’ne bıraktı.
Ukrayna, Osmanlı egemenliğindeki Kazaklara bırakıldı.
Lehistan yılda 200 bin altın vergi verecekti
.
Lehistan Diyet Meclisi’nin vergi maddesini kabul etmemesi üzerine savaş yeniden başlamış, dört yıl süren savaşın sonunda vergi maddesi iptal edilmiştir.

Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin topraklarına yeni topraklar kattığı son antlaşmadır. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti Batı’da en geniş sınırlarına ulaşmıştır.

OSMANLI - VENEDİK İLİŞKİLERİ
XVII. yüzyılda Osmanlı - Venedik Savaşı, Girit Adası yüzünden başladı. Sultan İbrahim döneminde Osmanlı Devleti, Girit’in fethine karar verdi. Girit’in alınmasına karar verilmesinde, Adanın stratejik bakımdan önemli bir konumda bulunması, Adanın Venediklilerin Akdeniz’deki üssü durumunda olmasının Osmanlıların Doğu Akdeniz egemenliğine gölge düşürmesi ve Osmanlıların Kuzey Afrika ile ilişkilerini engellemesi, Girit’teki korsanların Akdeniz’de ticaret yapan veya hacıları taşıyan Osmanlı gemilerine saldırmaları etkili olmuştur.
Osmanlı Devleti, bu nedenlerle 1645 yılında Venedik’i kuşattı. Kuşatma yıllarca devam etti. Venedikliler de Ege’deki adalara ve kıyı limanlarına saldırdılar ve Çanakkale Boğazı’nı ablukaya aldılar. Köprülü Mehmet Paşa, Çanakkale Boğazı’ndaki ablukayı kaldırarak Girit’e asker ve cephane göndermeyi başardı. Oğlu Fazıl Ahmet Paşa da Girit’in fethini gerçekleştirdi (1669).
OSMANLI - RUSYA İLİŞKİLERİ
XVII. yüzyılda Osmanlı - Rus ilişkileri Özi Kazakları yüzünden bozuldu. Topraklarını genişletme siyaseti izleyen Rusya, Ukrayna’yı işgal ederek Çehrin Kalesi’ni aldı. Bu gelişme üzerine sefere çıkan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çehrin Kalesi’ni kuşatarak geri aldı (1678). Bu savaştan sonra Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Bahçesaray (Çehrin) Antlaşması imzalandı (1681).
Bu antlaşmayla,
Özi (Dinyeper) Nehri iki devlet arasında sınır olacaktı.
Rusya Kırım Hanlığı’na vergi ödemeye devam edecekti.
Kiev, Rusya’da kalacaktı.

 

Analitik Bilgi

Girit’in 24 yıl süren bir kuşatmadan sonra alınabilmesi;
Girit’in savunmaya elverişli bir konumda bulunduğunu,
Venediklilerin denizcilik alanında güçlü olduğunu, Osmanlı denizciliğinin Avrupa’nın gerisinde kaldığını ortaya koymuştur.
Girit kuşatmasının 24 yıl sürmesi Osmanlı maliyesini ve donanmasını olumsuz yönde etkilemiştir.


OSMANLI - AVUSTURYA İLİŞKİLERİ
1593 - 1606 Savaşları ve Zitvatorok Antlaşması
Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında Kanuni Sultan Süleyman döneminde sağlanan barış ortamı 1593 yılında sınır ihlalleri ve Avusturya’nın ödemesi gereken vergileri vermemesi yüzünden bozuldu. Osmanlı kuvvetleri savaşın ilk yıllarında önemli başarılar elde ettiler. III. Mehmet (1595 - 1603) devlet adamlarının tavsiyelerine uyarak ordunun başında sefere çıktı. Osmanlı ordusu Eğri kalesini fethetti. Haçova Savaşı’nda Avusturyalıları yenilgiye uğrattı (1596). III. Mehmet’in geri dönmesinden sonra Kanije Kalesi alındı. Ardından Avusturyalılar Kanije’yi kuşattılar. Fakat Tiryaki Hasan Paşa, Kanije’de büyük bir savunma savaşı yaparak düşmanı mağlup etti (1601). 1605’te Estergon’un fethi gerçekleşti. Eşâk, Boğdan ve Erdel beyleri Osmanlı egemenliğini tekrar kabul ettiler.
Avusturya zor durumda kalınca barış teklifinde bulundu. İki devlet arasında Zitvatorok Antlaşması (1606) imzalandı.
Zitvatorok Antlaşması’na göre;
Eğri, Kanije ve Estergon kaleleri Osmanlı Devleti’nde kalacaktı.
Avusturya, Osmanlı Devleti’ne savaş tazminatı ödeyecekti.
Avusturya arşidükü bundan böyle Osmanlı padişahına eşit sayılacak ve kendisine cesar (imparator) denecekti.

 Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin Avusturya üzerindeki üstünlüğü ve yaptırım gücü sona ermiştir.

 

 Avusturya’ya karşı savaşlardaki başarının diplomatik alana taşınamamasının temel nedeni içeride Celali isyanlarının dışarıda ise İran ile yapılan savaşların sürmesidir.
 

1662 - 1664 Savaşları ve Vasvar Antlaşması
1606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile sağlanan Osmanlı - Avusturya barışı, IV. Mehmet zamanında yeniden bozuldu. 1658’de Erdel Beyi Rakoçi isyan etti. Köprülü Mehmet Paşa’nın isyanı bastırması üzerine Rakoçi Avusturya’ya sığındı. Bunun üzerine Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa Avusturya’ya karşı sefere çıktı. Osmanlı kuvvetleri önce Uyvar’ı, daha sonra Zerinvar’ı fethetti. Avusturya’nın barış istemesi üzerine iki devlet arasında Vasvar Antlaşması imzalandı (1664).
Vasvar Antlaşması’na göre;
Uyvar ve Novigrad Osmanlılarda kalacaktı.
Zerinvar, Avusturya’ya bırakılacaktı.
Avusturya, Erdel’in içişlerine karışmayacak ve savaş tazminatı ödeyecekti.

II. Viyana Kuşatması (1683)
1683 yılında Osmanlı - Avusturya savaşlarının başlamasında Avusturya’nın Orta Avrupa’da güçlü bir konuma gelmek için Macaristan’a saldırması etkili oldu. Avusturya’nın saldıları üzerine Hristiyanlığın protestan mezhebinden olan Macarlar, Tökeli İmre önderliğinde Osmanlı Devleti’nden yardım istediler. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, padişahı da ikna ederek sefere çıktı. Osmanlı ordusu Viyana’yı kuşattı (1683). Osmanlı ordusuna Eşak, Kırım, Erdel ve Boğdan beylikleri de katıldı. Avusturya İmparatoru I. Leopold, iç kesimlere çekilerek Avrupa’dan yardım istedi. Viyana üzerine 18 saldırı yapıldı. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, şehrin yağmalanmasını önlemek için teslim olmasını bekliyordu. Kuşatmanın uzaması üzerine papanın teşvikiyle Alman, Fransız ve Lehlerden oluşan bir Haçlı ordusu Viyana’nın yardımına geldi.
UYVAR ÖNÜNDE BİR TÜRK KADAR GÜÇLÜ
Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın sağlamlığı ile ün yapmış Uyvar Kalesi’ni kısa süre içinde fethetmesi Avrupa’da azim, kahramanlık ve gücün sembolü haline gelmiş, “Uyvar önünde bir Türk kadar güçlü” atasözünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Kırım hanına Leh kuvvetlerinin Tuna Nehri’ni geçmesini engelleme görevini vermişti. Kırım Hanı, Merzifonlu ile arası açık olduğundan Haçlıların Tuna’yı geçmelerine engel olmadı. Osmanlı ordusu iki ateş arasında kaldı. Yapılan savaş Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlandı. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa geri çekilerek önce Budin’e, daha sonra Belgrat’a geldi. Belgrat’ta padişahın emriyle idam edildi.
Kutsal İttifak
İkinci Viyana Kuşatması, Avrupa devletlerini harekete geçirdi. Papa’nın çalışmaları sonucunda Osmanlı Devleti’ne karşı Kutsal İttifak oluşturuldu. Bu ittifakta Avusturya, Lehistan, Venedik, Malta ve Rusya yer aldı (1683). Kutsal İttifak’la Osmanlı Devleti arasındaki savaşlar 16 yıl devam etti. Avusturyalılar Macaristan’a, Lehliler Podolya ve Boğdan’a saldırdılar. Venedikliler Mora ve Dalmaçya kıyılarını ele geçirmeye çalıştılar. Osmanlılar bütün cephelerde yenildiler. Bu sırada IV. Mehmet’in yerine II. Süleyman padişah oldu (1687 - 1691). II. Ahmet (1691 - 1695) döneminde de başarısızlıklar devam etti. 1695’te hükümdar olan II. Mustafa, bizzat ordunun başında sefere çıktı. (II. Mustafa Osmanlı ordusunun başında sefere çıkan son padişahtır.)
II. Mustafa Avusturya’ya karşı Macaristan’da bazı başarılar elde etti. Fakat daha sonra yenilgiye uğrayarak Edirne’ye döndü. Bu sırada Ruslar da Azak kalesini ele geçirdiler. Osmanlı Devleti, Kutsal İttifak devletleriyle yaptığı savaşlarda başarısız olunca barışa razı olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Kutsal İttifak devletleriyle yaptığı savaşları kaybetmesinde,
Birçok devletle savaşmak zorunda kalması
Avrupalı devletlerin birlikte hareket etmesi
Sık aralıklarla yapılan padişah değişiklikleri nedeniyle yönetimde istikrar sağlanmasının zorlaşması etkili olmuştur.
Karlofça Antlaşması (1699)
Savaştan sonra İngiltere ve Felemenk (Hollanda) hükümetlerinin aracılığı ile görüşmeler başladı ve Kutsal İttifak devletleri ile Karlofça Antlaşması imzalandı (1699).
Karlofça Antlaşması’nın Maddeleri
Banat yaylası ve Temeşvar hariç Macaristan ve Erdel Avusturya’ya bırakıldı.
Podolya ve Ukrayna Lehistan’a verildi.
Mora ve Dalmaçya kıyıları ve Ayamavra Adası Venedik’e bırakıldı.
Antlaşma 25 yıl süre ile geçerli olacak ve Avusturya’nın garantisi altında bulunacaktı.

İstanbul Antlaşması (1700)
Rus elçisi imza yetkisi olmadığını ileri sürerek antlaşmayı imzalamadı. Ruslarla 1700 yılında İstanbul Antlaşması imzalandı.
Savaşlar devam ederken Avrupa’da en önemli konu İspanya tahtına kimin geçeceğiydi. En önemli adaylar Avusturya kralı I. Leopold ile Fransa kralı XIV. Lui idi. İngiltere ve Hollanda, Fransa’nın İspanya ile birleşerek bütün Avrupa’ya egemen olmasından endişe ediyorlar, İspanya tahtına Avusturya kralının geçmesini istiyorlardı. Bu yüzden arabuluculuk yaparak savaşı bir an önce sona erdirmek istemişlerdir.
İstanbul Antlaşması’na göre;
Azak kalesi Rusya’ya bırakıldı.
Rusya, İstanbul’da elçi bulundurabilecekti.
Rus Hristiyanları kutsal yerleri serbestçe ziyaret edebileceklerdi.

Karlofça ve İstanbul Antlaşmalarının Sonuçları
Osmanlıların Avrupa’daki ilerleyişi sona ermiş, geri çekilişi başlamıştır.
Avrupalılar Osmanlılara karşı savunmadan saldırıya geçmişlerdir.
Osmanlı Devleti ilk defa büyük çapta toprak kaybına uğramıştır.
Rusya, Karadeniz’e çıkma ve Osmanlı politikalarını yakından izleme imkanı elde etmiştir.
Osmanlı Devleti’nin Orta Avrupa egemenliği sona ermiştir!!!!!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.