Psikolojinin Temel Süreçleri

Psikolojinin Temel Süreçleri

A. BİYOLOJİK TEMELLER
1. Davranışta Biyolojik Yapının Rolü
Davranışların ortaya çıkışını açıklamak için tarih boyunca farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bunlar “Tekçi Görüş” ve “İkici Görüş” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Tekçi Görüş: Davranışın temelinde tek bir etkenin etkili olduğunu savunanların görüşüdür. Bu görüşü benimseyenlerin bazıları, davranışın kökeninde yalnızca beden olduğunu savunmuşlardır.
Bedenin, düşüncelerin ve davranışların kökeninde bulunduğunu öne sürmüşlerdir. Bu görüşü savunanların genel anlayışı “maddecilik”tir. Tekçi görüşü benimseyen başkaları ise, davranışların kökeninde yalnızca zihnin bulunduğunu savunurlar. Bu görüşe panpsişizm denir ve savundukları metafizik unsurlar içerir. Zihnin gerçek olduğunu, gerçeği zihnin yarattığını öne sürerler.
İkici Görüş: Davranışların kökensel olarak hem bedenden hem de zihinden izler taşıdığını savunanların görüşüdür. Bu görüşü benimseyenlerin bir kısmı, bedenin ve zihnin birbirinden bağımsız olduklarını savunurlar. Zihnin sinirsel faaliyetlere, sinirsel faaliyetlerin de zihne indirgenemeyeceğini savunurlar. İkici görüşü benimseyenlerin diğer kısmı ise, beden ve zihnin birbiri ile etkileştiğini savunurlar. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar bu görüşü desteklemektedir. Bu durum, günümüzdeki bilimsel anlayışta, “bedenin zihni, zihnin de bedeni etkilediğinin” kabul edildiğini göstermektedir. Diğer yandan organizmada davranışların ortaya çıkabilmesi, beden ve zihin ilişkisinin anlam kazanması büyük ölçüde çevre koşullarına bağlıdır. Organizma yaşamını sürdürebilmek için çevresine uyum sağlayıcı davranışları gerçekleştirmek zorundadır. İnsan için çevre, doğum öncesi (anne karnındaki çevre) ve doğum sonrası çevre olmak üzere ikiye ayrılır. İnsan bu
çevrelerden etkilenir. Özellikle doğum sonrası çevre toplumsal çevre ve fiziksel çevre olmak üzere ikiye ayrılır ve bu çevrelerden fiziksel çevre ile insan etkileşimi oldukça önemlidir. Organizmanın fiziksel çevre ile etkileşiminin olması uyarıcılara ve kendisinin alıcılığına bağlıdır. Organizmaya etki eden, duyu organlarını harekete geçiren her türlü etkiye uyarıcı denir. Uyarıcıların organizmayı etkilemesi ve duyu organlarının uyarıcıları farketmesi duyuma neden olur. Duyumlanan uyarıcılar, öğrenme, bellekte yer alan diğer bilgiler, hatırlama düzeyi ve kişilik yapısına bağlı olarak değerlendirilir. Bu değerlendirmenin sonucunda bir algılama ortaya çıkar. Algılamanın belirlediği yönelime göre organizmanın yaptığı davranım ise tepkidir.
2. Davranışta Genetiğin Rolü
Davranışların ve zihinsel işlevlerin ortaya çıkmasında etkili olan bir biyolojik temel söz konusudur. Bu biyolojik temelin bilinmesi, davranışların ortaya çıkışındaki süreçlerin birbirleri ile etkileşimini ve davranışların kendi içindeki karmaşıklığını anlamada kolaylık sağlar.
Yazı yazmaktan koşmaya, ve matematik problemi çözmeye kadar tüm davranışlar bedende meydana gelen farklı süreçlerin bütünleşmesine bağlıdır. Sinir sistemi ağı ile iç salgı bezleri bu bütünleşmeyi sağlar. Sinir sistemimiz, kaslarımız, duyu organlarımız ve salgı bezlerimiz, içinde bulunulan ortamın farkında olunmasını ve ortama uyum sağlanmasını destekler.
a. Sinir Sistemi
Bedenimizde, davranışlarımız ve psikolojik süreçlerle ilişkili olan temel yapı sinir sistemidir. Sinir sistemi, canlıların içsel ve dışsal çevresini algılamasını sağlayan, bilgi elde eden ve elde edilen bilgiyi işleyen, beden içerisinde hücreler ağı sayesinde sinyallerin farklı bölgelere iletimini sağlayan, organların, kasların aktivitelerini düzenleyen sistemdir. Bu sistem, omurgadaki omurilik
ve kafatası içindeki beyinden oluşmaktadır. Omurilik ve beyin, birlikte merkezi sinir sistemini meydana getirmektedir. Sinir sisteminin yönetici ve denetleyici kısmıdır. Bu sistemin içindeki beyin, en büyük sinirsel organdır. Yapısında milyarlarca sinir hücresi ağ şeklinde bulunur. Beyin yardımıyla insan bedeninde, duyu organlarından gelen uyarılar değerlendirilir. Problem ve olaylar
düşünülerek çözülür. Öğrenme etkinlikleri yapılır ve hafıza olgusu gerçekleştirilir. Acıkma, susama, uyku, uyanıklık durumları düzenlenir. Kan basıncı ile vücut sıcaklığı ayarlanır. Hormonların salgılanma zamanı belirlenir. 
Sinir sistemindeki omurilik, boynun üst kısmında bulunan ve istemdışı çalışan organları yöneten bölümdür. Psikolojinin incelediği davranışlarla doğrudan ilgili değildir. Solunum, sindirim ve boşaltım sisteminin çalışması ile duyumsamanın ilk işlemlerinin gerçekleştirilmesi omurilik sayesinde mümkün olmaktadır. İnsan, doğadaki canlıların en karmaşığıdır. Bu niteliği
onun hem psikolojik süreçlerinde hem de beyin yapısında gözlenmektedir. Psikolojinin, insanda incelediği davranışlarla en çok ilgili olan beyin yapıları beyin yarım küreleri ve beyin kabuğudur. Beynin sol yarım küresi, konuşma, dil öğrenme, sistematik, matematik işlemler gibi faaliyetleri gerçekleştirir. Sağ yarım küresi ise, resim yapma, yol haritası takip etme, soyut kavramları
algılama gibi faaliyetleri yürütür. Beyin kabuğu, insan davranışlarını etkileyen önemli süreçlerin yer aldığı bölümdür. Merkezi sinir sistemin en üst kontrol noktasıdır. İşitme, görme, vücut duyuları, anlama, konuşma gibi işlevleri yerine getirir.
b. İçsalgı bezleri
İç salgı bezleri; salgılarını, vücudun başka bölgelerindeki hedef hücrelere ulaştırabilmek için kana veya lenfe veren bezlerin tümüdür. Hipofiz, tiroit, paratiroit, epifiz ve böbreküstü bezleri iç salgı bezlerine örnektir. İç salgı bezlerinin salgılarına hormon denir. Canlı yapıdaki hücreler arası yönetim tarafından, belirli bir amaca yönelik olarak bazı organlardan, dokulardan veyahücrelerden salgılatılan ve bunlara duyarlı olan diğer doku ve organlar üzerinde fizyolojik kontrol etkileri olan maddelerdir. Hormonlar, davranışlar üzerinde etkilidir.
Örneğin adrenalin hormonu korku, coşku, heyecan ve öfke anlarında salgılanarak metabolizmayı, yani kalp, akciğer, damarlar, böbrek, kaslar, göz gibi organların çalışmasını hızlandırarak tepki vermeye hazırlar. Tiroksin hormonunun azlığı ruhsal çökkünlüğe eğilim oluşturuken, fazlalığı ise taşkınlığa ve asabiyete neden olabilir.
B. YAŞAM BOYU GELİŞİM
Döllenmeden başlayarak ölüme kadar devam eden süreçte organizmanın davranışları sürekli değişir. İnsan davranışlarındaki gelişimin ve değişimin anlaşılmasının yollarından biri de insan davranışlarını yaşam boyu gelişim dönemleri içinde ele almaktır.
1. Doğuştan Donanım ve Edinilmiş Donanım
Yaşam dönemleri içinde davranışların “doğuştan gelen donanım” (kalıtım) ve “edinilmiş donanım” (çevre) etkileşimi ile gerçekleşir. İnsan davranışlarla doğar, davranışlarla yaşar, davranışlarla gelişir. Örneğin, önceleri zekâ sadece kalıtımın eseri olarak kabul edilmiştir. Tek yumurta ikizleri zekâ bakımından da eşit kalıtsal özelliklere sahiptirler. Zekâ ölçümlerinde en yüksek
korelasyon eşit ikizler arasında belirlenmektedir. Ayrı çevrelerde yaşayan tek yumurta ikizler arasında, çevresel etkenlere bağlı olarak zekâ düzeyinde farklılıklar gözlenmiştir. Kültürel bakımdan uygun çevre koşulları ve iyi bir eğitim, zekânın kalıtımla belirlenen tavan sınıra kadar gelişmesini sağlar. Az uyarım alınan çevre ve eğitim görmemiş olmak, zekânın gelişebilme olanağını engeller. Bu durumda yaklaşık 15 zekâ bölümlük bir fark oluşabilmektedir. Bu bakımdan doğuştan donanım ile edinilmiş donanımın aslında davranışlar ve potansiyellerin ortaya çıkması konusunda birbirlerini tamamlayıcı oldukları söylenebilir.
2. Yenidoğan
Doğumdan sonraki ilk dört haftayı kapsayan dönemdir. Yenidoğan için anne karnındaki ideal dönem sona erdiğinden, dış ortama hızla uyum sağlama sorunu ortaya çıkmıştır. Yeni doğanın davranışları çok sınırlıdır. Bu ilk davranışlar ilkel olmalarına rağmen gelişimin temelini oluştururlar.
Duyular: Görme alanı içindeki parlak cisimleri fark edebilir. Annesinin sesini diğer seslerden ayırt edebilir. Sese tepki verir ve başını sesin geldiği yöne çevirebilir. İki haftalıkken annesinin ten kokusunu diğer kokulardan ayırabilir.
Öğrenme ve Bellek: Bebek doğduğu andan itibaren yüksek bir öğrenme potansiyeline sahip olmakla birlikte yapabildikleri öğrendiklerine oranla azdır. Üçüncü haftadan itibaren meme emerken annesinin yüzünü incelemeye başlar ve annesinin yüzünü diğer yüzlerden ayırt edebilir. İletişimini ağlayarak yapar. Ağlama repertuarı ihtiyaca bağlı olarak oldukça geniştir.
Mizaç ve Kişilik: Yenidoğanların mizaç ve özellikleri doğumdan kısa süre sonra ortaya çıkmaya başlar. Kimi bebek sakindir, kimisi daha heyecanlı. Kimisi çabuk huzursuzlanır, kimisi çabucak rahatlar. 

3. Bebeklik ve Çocukluk
Yenidoğan döneminin bitiminden başlar ve 5 - 6 yaş dolaylarında sona erer. Bu dönemde çocuk pek çok bakımdan kendine yeterli bir duruma gelir. Değişik alanlarda
değişiklikler meydana gelir.
Fiziksel gelişim: Bebeklik dönemi sonunda iki yaşındaki bir çocuğun ağırlığı ilk doğduğu kilonun yaklaşık 4 katına, altıncı yaşın sonunda 7 katına ulaşır. Boy uzunluğu da yaklaşık 85 cm’ye yaklaşır. Altıncı yaşın sonunda 105 - 115 cm. olur.
Sinir Sistemi: İlk çocukluk döneminde sinir sistemi gelişmeye devam eder. Sinir hücrelerinin gelişmesiyle birlikte beyin ve beyin fonksiyonları da gelişir. Beyin yarım kürelerinin fonksiyonlarının uzmanlaşması gerçekleştiğinden, etkinliklerinde sağ veya sol elinden hangisini kullanacağı belirginleşir. Bebeklikte çok hızlı atan kalp atış hızı yavaşlar ve daha kararlı hale gelir.
Dil ve Konuşmanın Gelişimi: Bebek, ilk başlarda kumru sesi gibi ya da agulama tarzında sesler çıkarır. Sonraları çevrelerinde duydukları yükselip alçalan ses tonu örneklerini taklit ederler. 10 - 15 aylar arasında çocukların çoğu ilk, açıkça anlaşılabilen sözcüklerini söylerler ve sıklıkla “de-de”, “ba-ba” ya da “ma-ma” gibi tekrarlayan heceleri söylerler. Anlamlı konuşma her yıl
yaklaşık % 25 oranında artar. Bebek, 1 yaşında %25, 2 yaşında %50, 3 yaşında %75 ve 4 yaşında %100 oranında anlamlı olarak konuşur.
Duygusal ve Sosyal Gelişim: İlk haftalarda bebek fiziksel açıdan rahat olduğunda, meme emerken, annesinin kucağında ya da hafifçe sallanırken haz belirtileri gösterir. Bir kişinin yüzünü gördüğünde oluşan gülümseme ise ancak ikinci aydan sonra görülmektedir. Yüksek ses, yalnız kalma, yabancı kişi, ani yer değiştirme, asansör, salıncak, hayvanlar, karanlık oda, tüylü
oyuncaklar korkuya neden olur. Anne ile bebek arasında olumlu ilişki kurulduğunda güven duygusu gelişir. Büyüdükçe yetişkinlerle basit etkinliklerde bulunur ve kendi akranlarıyla oynabilecek donanım kazanır.
4. Ergenlik
Gençlik dönemi, çocukluğun bittiği onlu yaşlardan, yetişkinliğin başladığı yirmili yaşlar arasındaki dönemi kapsar. Bu dönem, ergenlik dönemi olarak da adlandırılır. Bu dönemin başlama ve bitiş yaşları bireyden bireye ve kültürden kültüre önemli farklılıklar göstermekle birlikte genellikle 11 - 12 yaşları ile 19 - 20 yaşları arası ergenlik dönemi olarak kabul edilir. Gençlik ele alınırken, biyolojik, ruhsal ve toplumsal yönleri birlikte değerlendirilmelidir. Genç, yuva kurup çalışmaya başladığında ve üretici duruma geçtiğinde gençlik dönemi sona ererek, erişkinlik dönemi başlamaktadır. Gençler, ilkel toplumlarda erişkinlerin arasına ancak belirli bazı törenlerden sonra katılabilmekteydiler. Günümüz toplumlarında 18 yaşını tamamlayan bir
gencin erişkin olduğu kabul edilmektedir. O, 18 yaşından sonra yasalara göre, ana bana evinden ayrılma, dilediğiyle evlenebilme, sözleşmelere imza atabilme, sürücü belgesi alabilme haklarına sahip olmaktadır. Gençlik denildiğinde genelde akla ilk gelen “kötü alışkanlıklar”dır. Çünkü, kötü alışkanlıklar olarak nitelendirilen sigara, alkol alımı ve uyuşturucu gibi bağımlılıklar bu dönemde kazanılmaktadır. Gene gençlik, çoğu insanlar tarafından haylazlık, kavgacılık, serserilik, şiddet ve terör kavramlarıyla birlikte anılan bir dönemdir. Fakat gençliğin, küçük bir kısmında görülen bu tür davranış örneklerinin tüm gençliğe genellenmesi yanlış olur. Çünkü, gençlik dönemi yalnızca olumsuz özelliklerin ve yaşantı örneklerinin olduğu bir dönem değildir. İdeallerin belirlendiği, yakın arkadaşlıkların kurulduğu, ilk sevgilerin paylaşıldığı bir dönemdir. Gençlikte geleceğe dönük yatırımlar yapılmakta, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini arayıp bulma çabaları görülmektedir.
a. Kimlik ve Kimlik Oluşumu
Çocuk, anne ve babası ile özdeşleşerek onları örnek alır. Annesine ve babasına benzemek onun için yeterli bir durumdur. Çünkü çocuk, anne ve babasını en akıllı, en güzel, en iyi ve en bilgili varlıklar olarak görmektedir. Bu bakımdan çocukluk döneminde kimlik ya da benlik özdeşimler yoluyla edinilmektedir. Çocuk, kendisini annesinden babasından ayrı düşünemez; kendisini onların bir kopyası olarak görür. Ergenlik dönemine gelindiğinde ise durum farklılaşır. Bu dönemde genç, anne ve babasını kusursuz örnekler olarak görmemeye başlar. Anne va babasını eleştirmeye, onların tavır ve davranışlarında kusurlar aramaya başlar. Onlarda beğenmediği bir çok özellikler bulur. Onlar artık, daha önceki gibi herşeyin en iyisini ve doğrusunu bilen insanlar değillerdir. 
Genç, ergenlik döneminde daha önce özdeşim kurduğu bu örnekleri kendine göre yeniden değerlendirmeye alır. Hatta kendine yeni özdeşleştirme modelleri bulur. Bunlar bir sporcu, bir sanatçı, öğretmeni, arkadaşlarından biri, bir devlet adamı olabilir. Kendisini onlara benzetmeye çalışır. Onlar gibi giyinir, konuşur, saçını tarar vb. Daha sonra başka bir özdeşim modeli seçer
ve bu böyle kendine en uygun olanını bulana kadar devam eder. Yaşantılarıyla kendisine en uygun olan benliği ya da kimliği bulmaya çalışır. Sonunda kendine bir benlik ya da kişilik oluşturur. Bu benlik, önceki özdeşleştirme özelliklerinden alınmış özelliklerin birbirine eklenmesi ile değil, bir sentezle ortaya çıkan benliktir; kişinin kendine özgüdür.
Kimlik, bireyin yalnızca kendine özgü tutumlarından, duygularından, algılarından, değerlerinden ve davranışlarından oluşan görüşüdür. Bu belirlemede kişi “Ben kimim?”, “Nasıl biriyim?” “Nasıl olmak istiyorum?” sorularına yanıt arar.
Kimlik oluşumu ile ruh sağlığı arasında yakın bir ilişki vardır. Kimlik oluşumunu başarıyla tamamlamış kişiler, ruh sağlığı bakımından daha iyi durumda olan bireylerdir. Kimlik oluşumları krizli olan bireyler ise, ruh sağlığı yönünden daha dengesiz durumdadırlar. Kimlik oluşumu sürecinde bireysel farklar olduğu gibi kültürel farklar da etkilidir.
Kimlik oluşumu ile ilişkili olarak dört durumdan söz edilmektedir:
– Başarılı kimlik oluşumu: Başarılı kimlik oluşumunda kişi değer ve görüşleri gözden geçirmiş, araştırma ve sorgulamalarda bulunmuş ve kendine özgü bir kişiliği yakalamıştır. Bu sürecin sonunda
birey, başarılı yönelimlerde bulunabilir, yakın ilişkiler kurabilir sosyal olarak uyumludur, yüksek ahlâkî değerlere sahiptir. Başarılı kimlik oluşumu daha sonraki problemlerin aşılmasına da katkıda
bulunur.
– Bekleme dönemi (Moratoryum): Ergen, henüz kimliğini bulamadığı için bir kimlik bunalımı yaşar. Bu süreçte birey, önüne çıkan seçenekleri tanımaya ve anlamaya çalışır; kimlik oluşumunu âdeta tamamlamadan askıya almış, bir kararsızlık ve bekleme dönemindedir. Bu durumda birey sıkıntılıdır, otorite ile çatışmalar yaşar, anne - babası ile ilişkilerinde sorun vardır.
– Erken kapanma: Erken kapanma durumunda birey, herhangi bir kriz yaşamadan çocukluk değerlerini sürdürür. Aile değerlerini aynen benimseyip kendisine özgü uygun seçimler yapamaz. Bu durumdaki birey anne - babasına bağımlıdır, sosyal desteğe ihtiyaç duyar ve bağımsız değildir.
– Kimlik karmaşası: Kimlik karmaşası, bekleme döneminin uzun sürmesi sonucu ortaya çıkan bir bunalım dönemidir. Atlatılması gereken doğal bir süreçtir. Henüz kimlik oluşumu tamamlanmamıştır, arayışı kriz hâlinde devam eder. Kişi ne istediğini, neyi amaçladığını bilemez. Sosyal ilişkilerinde başarısızdır. Bu dönem, bazı gençlerde belli belirsiz atlatılır. Bu dönemi başarıyla atlatan gencin benlik kavramı netleşir. Benliğine saygısı artar. Benlik saygısı, bireyin başarılarının hedeşerine oranıdır. Bireyin başardıkları ne kadar çoksa benlik saygısı
o kadar yüksek olmaktadır. Ama eğer bireyin hedeşedikleri başardıklarından fazlaysa benlik saygısı düşük olacaktır.
Kimlik oluşumu doğal seyrinde gitmiş olan bir genç, kendi yolunu ve amaçlarını belirlemiş, cinsel kimliğini benimsemiş ve insanlarla ilişkilerini yola koymuştur. Sorumluluklarının da farkındadır.
Gençlerin bir kısmında kimlik bunalımı uzun sürer. Genç, bir türlü cinsel, toplumsal ve ruhsal kimliğini belirginleştiremez. Benlik kavramları da belirginleşemez. Karar vermede zorlanırlar. Meslek seçiminde problem yaşarlar. Seçtikleri mesleğin de gerçekten istedikleri bir meslek olup olmadığına bir türlü karar veremezler. Bu gibi gençlerin bir kısmı üniversitede okurken ikinci ya da üçüncü sınıfta okulu bırakabilirler. Kendilerine bir yön belirleyemeyen gençlerin kimlik karmaşası yaşadıkları söylenebilir. Bu
gençler kişilerarası ilişkilerde başarısızlıklarla karşılaşırlar. Bu durum, onları yalnızlık duygusuna sürükleyebilir. Gençler bu durumlarını genellikle kendilerine uygun olmayan insanlarla arkadaşlık ederek atlatmaya çalışırlar. Bir işte doğru düzgün çalışamazlar, çalışsalar da başarılı olamazlar. Dikkatleri sürekli dağınıktır. Rekabetten hoşlanmazlar; böyle bir durumla karşılaştıklarında geri çekilirler. Bu gençler yeteneklerini uygun yerlerde değerlendiremezler. Aileleriyle veya toplumla çatışarak, uygun olmayan kimlikler geliştirebilirler

b. Ergenlik Dönemindeki Değişmeler
Ergenlik döneminde erkek ve kızlar kendi cinslerine uygun fizyolojik, psikolojik ve sosyal nitelikleri kazanmaya başlarlar.
– Fiziksel Değişmeler: Boy uzar, kilo artar; eller, ayaklar ve vücudun iç organları büyür. Kızlarda, erkeklere oranla bu büyüme daha fazladır. Kızlarda gelişim erkeklerden daha önce başlamaktadır. Bu nedenle, kızlarda yaklaşık 17, erkelerde ise 18 yaşında yapısal ve cinsel gelişim tamamlanır. Cinsel gelişim tamamlansa bile 21 yaşına kadar ergenlik döneminin devam ettiği kabul edilir. Yalnız unutulmamalıdır ki, bireyin kalıtımsal özellikleri, beslenme ve toplumsal koşullar bu gelişmeyi etkileyebilir Fizyolojik yapıda oluşan değişmeler, bireyin kişilerarası ilişkilerini etkiler. Bu dönemde genç kendi beden yapısıyla ilgili bir takım düşünceler oluşturabilir. Bedenindeki değişmelerin ortaya çıkardığı değişmelerin kendisini çirkinleştirdiğini düşünerek kaygı duyabilir. İçe dönük kişilik geliştirerek çevresinden soyutlanabilir. Bazen bu durumun karşıtı olan durumlar ortaya çıkabilir. Kendini çok güzel ya da yakışıklı gören genç, bu karşıt durumları sergileyebilir.
– Psikolojik Değişmeler: Ergenlik döneminin önemli bir yanı da coşkulu heyecanların yaşandığı bir dönem olmasıdır. Dış görünümü, duygu ve düşünceleriyle çok fazla ilgilenmeye başlayan birey, kendini ve çevresini sürekli sorgular. Bundan dolayı da yakın çevresiyle, daha çok anne ve babası ile çatışmalar yaşayabilir. Güçlü öfkeler, üzüntüler, mutluluklar ve değişik duygular birbiri ardısıra yaşanabilir. Bu değişkenlik, ergenin içinde bulunduğu hızlı değişimlerin doğal bir sonucu ve bu değişime uyum sağlama çabalarıdır. Duygusallık en üst boyuttadır. Kendisine olduğundan fazla değer verir. Çoğunlukla kendi iç dünyasında yaşar, hayal kurar ve gerçeklerden uzak bir nitelik gösterir.
– Sosyal Değişmeler: Bu dönemde artık çocukluktan çıkıp kendini bir yetişkin olarak gören ergen, hem bazı sorumluluklar yüklenmeye hem de bağımsızlık elde etmeye çalışır. Kararlarını kendisi
vermek ister. Arkadaşlar ve akran grupları önem kazanır. Bu gruplar, ergenin davranışlarına ve düşüncelerine biçim verir. Bu çağda genç, kimliğini arar. Ergen, kendisi için çok önemli olan “Ben kimim?” sorusuna bu gruplarda cevap bulmaya çalışır. Ergenliğin ilk dönemlerinde aynı cinsten arkadaş grupları, daha sonra iki cinsten kişilerin bulunduğu arkadaş grupları önem kazanmaya başlar.
Ergen, doğru - yanlış kavramlarını edinme süreci olan ahlâk gelişiminin önemli bir dönemindedir. Farklı gelişim dönemlerinde doğru - yanlış kavramları farklı anlamlar kazanır.
c. Gelişimsel Görev
Gelişimsel görev, bir toplumda, belirli bir yaş dilimi için toplumsal açıdan uygun görülüp gerekli sayılan davranış özellikleridir. Her birey, yaşamın belli dönemlerinde belli gelişim görevlerini yerine getirmek zorundadır. Gelişimsel görevlerin yerine getirilmesi için gerekli biyolojik olgunluğa ek olarak, eğitim ortamı gibi çevresel koşulların da uygun olması gerekir. 

Her gelişim dönemi bir dizi görev içerir. Çocukluk, ergenlik ya da yetişkinlik dönemi gelişim görevleri birbirinden farklıdır. Bireyler içinde bulundukları gelişim dönemine ait görevleri başarıyla tamamladıklarında, o dönemi sorunsuz geçirirler. Gelişimsel görevlerin yerine getirilmesindeki başarı derecesinin, benlik algısının gelişiminde önemli rolü bulunmaktadır. Birey, içinde
bulunduğu döneme ait gelişimsel görevlerini başarıyla tamamlayacak olursa, kendine olan güveni artar, mutlu ve huzurlu olur. Sonradan karşılaşacağı dönemlerdeki gelişim görevlerinin de daha kolay üstesinden gelecek donanıma sahip olur. Gelişimsel görevlerde başarısız olan bireyin kendine olan güveni sarsılır, huzursuzluk ve sıkıntılar ortaya çıkar. Daha sonraki gelişimsel görevlerin başarılmasında da güçlüklerle karşılaşır.
Ergenlik dönemine ilişkin gelişim görevlerini şöyle sıralayabiliriz:
Çok hızlı büyüyen ve oranları değişen bedenine uyum sağlama
Yaşıtları arasında bir yer edinebilme
Bağımsız kişilik oluşturma
Cinsiyete uygun rolleri kazanma
Bedensel değişimlere uyum sağlama
Sosyal ve sağlıklı ilişkiler kurma
Bir meslek seçme ve bu mesleğe hazırlanma
Aileden bağımsız olabilme niteliğini kazanma
Erişkin toplumsal statüsüne erişme
Evlenip aile kurmaya olumlu bakabilme
Uygun bir yaşam felsefesi benimseyerek kişisel değer duygusu oluşturma
Ergenlik döneminde bireylerin belirlenen bu görevleri yerine getirmeleri beklenmektedir.
d. Grup ve Ergen
Ergenler toplumsal yaşamda akran ve aile grubu içerisinde yer alırlar. Davranışlarında bu iki grubun önemli etkisi altındadırlar.
Akranlarla İlişkiler: Ergenlik döneminde akran ilişkileri farklı özellikler kazanır. Kızlar daha çok birbirlerinin dert ortağıdırlar ve birbirlerine daha çok bağlanırlar. Erkekler ise daha çok grup halindedirler ve duygusal paylaşımları sınırlıdır. Bu dönemde cinsel gelişim önde olduğundan ergenler karşı cinsi tanımak isterler. Zamanlarının çoğunu arkadaşları ile daha azını ise aileleri ile birlikte geçirirler. Ergenler neredeyse tüm enerjilerini bir gruba ait olmak için harcarlar. Her grubun kendine ait bazı özellikleri vardır. Ayrıca ergenin arkadaşları tarafından aranıyor
olması, arkadaşlarının onu beğenmesi ve benimsemesi, ergenin benlik saygısı için önemli bir koşuldur. Ait olunan arkadaş grubu bireyin sosyal beceri gelişimine, kişilik gelişimine, çevresi ile ilişki kurma biçimine katkılar yapmakta ve bu becerilerin gelişimini etkilemektedir. Akran grubu ergenin kimlik kazanım sürecini hızlandırmaktadır. Grup, ergen için bir ayna görevi yaparak bireyin kendisini tanımasını, dışarıdan nasıl görüldüğünü bilmesini ve kendini değerlendirmesini sağlar.
Ebeveynle İlişkiler: Ergenlik dönemini simgeleyen bir heykel yapılsa, ergen bir eliyle iten ve reddeden, diğer eliyle isteyen ve bekleyen şekilde gösterilebilirdi. Bir yandan yoğun bağımsızlık isteği, diğer yandan ait olma ve sahip çıkılma beklentisi bu dönemde yaşanan tipik çatışmalardandır. Ergenlik dönemi, genellikle ergen ve ebeveyn arasındaki çatışmaların başladığı bir dönemdir. Bu durumun değişik nedenleri vardır. İçinde bulunduğu dönemden dolayı ergen, hayata daha sorgulayıcı açıdan bakmakta ve kendisi için belirlediği yaşam tarzını test etmektedir. Anne ve babası ile olan ilişkilerinde de aynı yaklaşımları sergilediğinden çatışma ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Çocukluğunda anne ve babasını yücelten ergen, aslında onların yücelttiği kadar olmadığını fark ettiğinde kuşak çatışması başlar. Anne ve babasını eksik yönleri ile kabullenmek istemez, kabullenmesi zaman alır. Ebeveynleri ile ilişkilerinde bağımsız olma denemeleri
yapan ergenin aslında anne ve babasının rehberliğine gereksinimi vardır. Kimlik oluşturma çabalarında anne ve babası onun en büyük desteği olacaktır. Ergenin, yaptığı davranışların sonuçları net olarak belli olmadığından ve bu belirsizlik de ergeni korkuttuğundan, anne-babanın yol göstericiliği ve anlayışlı yaklaşım göstermesi çok önemlidir.
5. Yetişkinlik
Yetişkinlik dönemi, 21 ile 36-60 yaşlara arasını kapsar. Kendi içinde erken yetişkinlik ve geç yetişkinlik olmak üzere ikiye ayrılır.
Erken yetişkinlik: Bu dönemin en önemli gelişim özellikleri kendi başına kazanma, çalışma, meslek seçme, evlilik, evi idare etme, çocuk yetiştirme, vatandaşlık sorumluluklarını üstlenme, uygun sosyal grup bulma ve daha büyük çevreye ayak uydurma gibi pek çok sosyal rol ve davranışlardır. Erken yetişkinlikte ahlak kuralları basit bir şekilde mutlak ve değişmez kurallar olarak
değil, aksine daha çok kişisel değerlendirmelere ve hayat tecrübelerine göre algılanır. Bu dönem beklentiler ile gerçeklerin uyuşmadığının fark edildiği bir dönemdir ve bu durum kişiyi kaygı ve uyumsuzluğa itebilir. 

Geç Yetişkinlik: Bu dönemde (40 yaşından sonra) organların fonksiyonlarında ve zihin güçlerinde bir azalma gözlenir. Beden ve zihin fonksiyonları büyük ölçüde devam eder. Bilgelik, erdemlilik, karar verme, alicenaplık, merhamet ve sevgi, geniş kavrama gücü gibi bazı özellikler ön plana çıkar. Eğer gelişme için şartlar yeterli derecede iyi ve geçmişte meydana gelen aksaklıklar çok ciddi değilse, geç yetişkinlikte insan hem kişisel hem de toplumsal birçok faaliyeti rahatlıkla gerçekleştirebilir.
6. İleri Yetişkinlik, Yaşlılık
Altmışlı yıllardan ölüme kadar süren dönemdir. Olgunluk dönemi olarak da adlandırılır. olgun kişi, kendine güvenerek ve kendi yaşantılarını kabul ederek tam bir işleyişe ulaşan, karşı karşıya olduğu gerçekliğin tüm yönlerine uyum sağlama gereksinmesini duyan kişidir. Kendi çevresini oluşturur, kendisini ve başkalarını nesnel bir biçimde algılamaya yeteneklidir; bireysel bir
kimlik ve bütünleşmiş bir kişilik kazanmıştır. Kendi yaşam düzeyi için gerekli gelişim görevlerini başarır; şimdiki zamanla ve gelecekle başa çıkmak için gerekli yetenek ve becerileri geliştirir.
Bu dönemde kişide fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Bunlardan en belirgin olanları; yüzün yuvarlağını kaybederek uzaması ve kasların sertliğini kaybetmesidir. Sinir sistemi üzerindeki en büyük etki nöron kaybıdır. Bu kayıp sonucu beyinin büyüklüğü ve boyutu azalır. Beynin bilgi biriktirme ve iletme kapasitesinde yaşlanmaya bağlı bir azalma görülür. Sonuç olarak yaşlı kişiler gençler kadar hızlı tepki veremezler. Bu dönemi yaşayan bireyler, azalan fiziksel güç sağlığına uyum yapma, emeklilik ve azalan gelire uyum yapma, eşin ölümüne uyum sağlama, kendi yaş grubu ile açık yakınlık kurma, vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getirme, doyurucu fiziksel yaşam düzenlemesi oluşturma görevlerini başarmalıdır. Aksi durumda derin bir pişmanlık, değersizlik ve depresif düşünce yumağı ile karşılaşılır. Sonuçta bir içe kapanma ve umutsuzluk duygularının artması sonucu ruh sağlığının bozulması söz konusu olabilir.
7. Bilişsel ve Ahlaki Gelişim Kuramları
Bilişsel gelişim konusunda Jean Piaget ve ahlaki gelişim konusunda da Lawrence Kohlberg gelişim ölçütleri ile ilgili kuramlar öne çıkmaktadır. Þimdi bu kuramları inceleyelim.
a. Piaget’nin Bilişsel Gelişim Kuramı
Bu kuramda Piaget, bilişsel gelişimi dört evre olarak basamaklandırmıştır. Bunlar sırasıyla; duyusal motor, işlem öncesi, somut işlemler, soyut işlemler dönemleridir.
Piaget, tüm çocukların sırasıyla bu gelişim aşamalarından geçtiklerini savunmaktadır. Bu aşamalar şunlardır:
Duyusal Motor Dönem: (0-2) yaşları arasındaki dönemdir. Bu dönemde akıl yürütme ve mantıksal işlemler yapma gerçek anlamda bulunmamaktadır. Bilginin kazanılmasında fiziksel yaşantılar etkilidir. Reşeksler şemaların oluşturulmasında ön plandadır. Bu dönemde bebeğin, memenin başını aramasının temelinde refleksler vardır ve bu davranışı zamanla daha çabuk sonuca
ulaşır. Gözünden uzaklaşan bir nesne artık hafızada temsil edilmediğinden, yok olmaktadır. Nesnenin devamlılığı ilkesi denen bu ilke, 9. aydan sonra kazanılır. Mekan değiştiren bir nesnenin varlığını devam ettirebileceğini düşünmeye başlar.
İşlem Öncesi Dönem: (2-7) yaş arası dönemi kapsar. Bu evrede çocuk, dile ve sembolik düşünce yeteneğine sahiptir. 3-4 yaş civarındaki çocuklar büyük ölçüde dış dünyayı zihni semboller halinde tasarımlayabilecek güçtedirler. Yetişkin ve yaşıtlarıyla serbestçe etkileşimde bulunabilirler; ancak bu iletişim ben merkezlidir. Henüz korunum (değişmezlik) için gerekli zihinsel
kavrama sürecinden yoksundurlar. Nesneleri bir başka şeylerin simgesi gibi kullanmaya başlar. Örneğin bir değneğe binip at gibi dolaşabilir. Bu aşama somut işlemler için bir hazırlık evresidir.
Somut İşlemler Dönemi: (7-12) yaş arasında bulunan dönemdir. Çocuk nesnelerin ve olayların renk, biçim, yükseklik gibi dış duyusal özelliklerinin baskısından kurtulup, onların kitle, hacim, sayı gibi iç özelliklerini kavrayabilecek hale gelir. Bu değişiklikler çocuğun cinsiyet anlayışında, sayı kavramının gelişmesinde, mekan ilişkilerini kavramasında kendini gösterir. Okul çağındaki çocuk bir olayı diğer insanın gözüyle görebilmeye başlar. Ben merkezli olmaktan kurtulup, başkalarının gözüyle dünyayı görebilmek çocuğun sosyal ilişkilerinde gelişime yol açar. Dış dünyadaki nesnelerin yerine kafasında geliştirdiği semboller ve zihinsel operasyonlar aracılığıyla işlem yapmaya başlar. Nesneleri sınışar, sınışar arasındaki ilişkileri gözler ve dış dünyada bir değişiklik yapmadan zihin dünyasında o yaşa göre oldukça karmaşık zihinsel buluşlara ulaşır.
Soyut İşlemler Dönemi: (12-+) kapsayan dönemdir. Bu dönemde artık soyut düşünme başlar. Bir problemin çözümünü somut yollarla sınırlamaz. Problemde bulunan değişkenler arası ilişkileri bulur. Olası hipotezleri geliştirir. Daha sonra da bu hipotezleri sırasıyla test eder. Çözüme sistemli şekilde ulaşır. Bu dönemde tümevarım ve tümdengelim yoluyla akıl yürütme gözlenir.
Çeşitli ideal fikirleri, değerleri, inançları geliştirmeye başlar. Toplumun yapısıyla, felsefesiyle, politikayla ilgilenir: bir değerler sistemi örgütlemeye yönelirler.
b. Kohlberg’in Zihinsel Ahlak Gelişimi Kuramı
Kohlberg, ahlak gelişimi ile ilgili altı evreye ayrılan üç düzey belirlemiştir.
Birinci Düzey (Gelenek Öncesi Dönem)
Birinci Evre: Uyma ve ceza eğilimi
Birey ceza ile desteklenmiş kuralları çiğnemekten kaçınır. İtaat etme, kişi ve eşyaya fiziksel zarar vermekten kaçınma davranışlarını içerir. Cezadan kurtulmak ve otoritelerin üstün gücüne boyun eğmek için doğru eylemlerde bulunur. Benmerkezci bir anlayışa sahiptir. Başkalarının çıkarlarını dikkate almaz ya da bunların eylemi yapan kişininkinden farklı olduğunu görmez.
İkinci Evre: Bireyselcilik, araçsal amaç eğilimi

Bireyin bu evrede kurallara uymasının nedeni ödül elde etmektir. Kendi çıkar ve gereksinmelerini karşılamak için eylemde bulunur ve başkalarının da aynısını yapmalarına izin verir. Örneğin, “Senin kamyonunla oynamama izin verirsen sana bisikletimi ödünç veririm.” gibi. Paylaşma davranışları gerçek bir adalet duygusuna değil, belli bir amaca, kendi çıkarını karşılamaya dayalıdır.
İkinci Düzey (Geleneksel Dönem)
Üçüncü Evre: İyi çocuk eğilimi

Bu evrede bireyin davranışlarının ölçütü başkalarıyla iyi ilişkiler içinde olmak ve onaylanmaktır. Kendi davranışlarına yönelik değerlendirmede bulunmak için başkalarının kendi davranışına olan tepkisini ve onaylayıp onaylamadıklarını dikkate alır.
Dördüncü Evre: Otorite ve toplumsal düzen
Birey, bu evrede toplumsal gelenek ve kuralları olduğu gibi kabul eder. Toplumsal düzenin korunması ve devamı için yasalara mutlaka uyulması gerektiğini düşünür. Toplumdan tepki görmemek için toplumsal kurallara uyar. Bu evrede iyi davranış, kurallara uymaktır. Toplumdaki bireylerin büyük çoğunluğu bu evreden ötesine geçememektedir.
Üçüncü Düzey (Gelenek ötesi dönem)
Beşinci Evre: Sözleşme ahlakı, bireysel haklar, demokratik olarak kabul edilen yasalar
Daha önceki evrelerde görülmeyen ahlaksel inanç esnekliği bu evrede görülür. Kuralları yapanın insan olduğu ve zamanla değişebileceğini kabullenir. Bireylerin bir arada yaşamanın gerektirdiği kurallara ve davranış eğilimlerine uymasının sosyal bir uzlaşının (sözleşme) gereği olarak kabul ederler ve buna göre davranırlar. Örneğin, kimse başka birisinin özel eşyasına izin almadan dokunamaz, bir kişi konuşurken sözü kesilemez. Buna göre ahlaki davranışın, uymak üzere yapılan sözleşmelere uygun olup olmaması ile belirlendiği söylenebilir. Yasa, kanun ve kuralların sosyal yaşamı düzenleyemediği takdirde değiştirilmesi gerektiği düşüncesini benimser. Toplumdaki insanların, çoğunluğun yararına olabilecek seçimleri mantıksal olarak tartıştıklarında
 ölçütlerin değişebileceğini kabullenir.
Altıncı Evre: Evrensel ahlak ilkeleri
Birey, akılcı bir kişi olarak evrensel ahlak ilkelerinin geçerliğine inanır ve onlara kişisel bir bağlanma duygusu ile sarılır. Bu evredeki birisi yasalarla evrensel ilkeler arasında bir çelişki yaşarsa, ilke yönünden karar kılar. Kararlarını adalet, eşitlik ve başkalarını anlama gibi soyut ilkelere göre verir. Başkalarına saygı duymaya dayalı bir ahlak anlayışını benimser. Bu evredeki bireylerin sahip oldukları ahaki inançlar, çoğu zaman toplumdaki çoğunluk tarafından kabul edilen sosyal düzenle çatışma halindedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Vietnam Savaşı’na karşı gösteri yapan ve şiddete karşı olan öğrenciler gelenek sonrası dönem özelliği göstermektedirler.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.