Yeni Çağda Avrupa

Yeni Çağda Avrupa

YENİ ÇAĞDA AVRUPA AVRUPA’DAKİ GELİŞMELER
Orta Çağ Avrupası’nın siyasal ve sosyal yapısına egemen olan yönetim şekline feodalite denir. Feodalite toprak egemenliğine dayanan federal bir yönetim sistemidir. XV. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın feodal yapısı değişmeye başlamıştır.
Feodalite,
Haçlı Seferleri sonunda derebeylerin çoğunun ülkesine dönmemesi, dönenlerin ise güçlerini ve ordularını kaybetmesi
İstanbul’un fethiyle gücü ve önemi anlaşılan topların kullanılmaya başlanmasıyla derebeylerin şato ve kalelerinin yıkılması
Coğrafi Keşişerin yapılmasından sonra keşfedilen yerlere yapılan göçlerin etkisiyle feodalitenin dayanağı olan tarımsal faaliyetlerin gerilemesi ve bu durumun senyörlerin askeri güçlerini olumsuz yönde etkilemesi
İngiltere ve Fransa’daki iç savaşların feodal sistemi zayıflatması gibi nedenlerle güç kaybetmiş ve yıkılmıştır.
İngiltere ile Fransa arasındaki Yüzyıl Savaşları soyluların zayıflamasına yol açmıştı. Fransa kralı XI. Louis (Lui) bu durumdan yararlanarak feodal sisteme son vermiştir. İngiltere’de ise Çifte Gül Savaşı sonrası feodal sistem zayıflamış, mutlakiyet rejimi ortaya çıkmıştır. Feodal yönetimden kaynaklanan bölünmüşlükten en iyi yararlanan kurum Katolik Kilisesi’ydi. Dolayısıyla feodal sistemin zayışaması ve kralların güçlenmesi kilisenin siyasi otoritesinin azalmasına yol açmıştır.
Orta Çağ Avrupası’nda Katolik Kilisesi ve papalık, dini etkinliğinin yanında siyasi güce de sahipti. Krallar papanın elinden taç giydiklerinden otoritelerinin papa tarafından verildiği kabul edilirdi.
Feodalitenin yıkılmasıyla, krallar güçlenerek ülkelerinin mutlak hakimi olmuş, böylece Avrupa’nın siyasal yapısı değişmiş, mutlakiyet yönetimleri güçlenmiştir. Ancak XV. yüzyılda feodalitenin zayışaması ve kralların papalara karşı üstünlük sağlanmasıyla Avrupa’nın siyasi ve sosyal yaşamında önemli değişiklikler ortaya çıktı. Avrupa’da yeni kavramlar, yeni değerler önem kazandı. Krallar, güçlerini artırmak için keşişeri ve bilimsel faaliyetleri desteklemeye başladılar. Avrupa’da meydana gelen bu siyasi değişikliklerin yanı sıra teknolojik gelişmelere etki eden en önemli etken
Haçlı Seferleridir. Haçlı Seferleri sonucunda barut, matbaa, kâğıt, pusula gibi buluşlar Avrupa’ya taşınmıştır. Bu buluşları geliştiren Avrupalılar bilim, teknik, ekonomi ve kültür alanlarında hızla ilerlemeye başlamışlardır.
COĞRAFİ KEŞİFLER
Coğrafî Keşişerin Nedenleri
Türklerin doğudan gelen ticaret yollarına hakim olmaları nedeniyle Avrupalıların ekonomik çıkarlarının zedelenmesi
Avrupalıların Doğu (Asya) ülkelerinin zenginliklerine aracısız ulaşmak istemeleri
Pusulanın geliştirilmesi ve coğrafya bilgisinin gelişmesi
Okyanus koşullarına dayanıklı gemilerin yapılması
Avrupalıların Hristiyanlığı yayma düşüncesi

1487 yılında Bartelmi Diaz Afrika’nın güneyini dolaşarak Fırtınalar Burnu’na ulaştı. Gemicilerin cesaretini kırmamak için buraya Ümit Burnu denildi. Ümit Burnu adı verilen bu yolu dolaşan Vasko dö Gama Hint Okyanusu’na ve Hindistan’a ulaştı (1498). Hindistan’a ulaşan deniz ticaret yolunu bulan Portekizliler Uzak Doğu’ya kadar olan bölgeleri sömürgeleştirmişlerdir. Kristof Kolomb 1492’de Amerika’yı keşfetti, ancak burasını Hindistan zannetti. 1507 yılında İtalyan denizci Ameriko Vespuçi buranın yeni bir kıta olduğunu anladı. Yeni kıtaya İtalyan gemicinin isminden dolayı Amerika adı verildi. Portekizli Macellan, hep batıya giderek başladığı yere geri dönme düşüncesiyle çıktığı yolculukta Filipinler’e ulaştı. Ancak burada yerlilerle yaptığı savaşta öldü. Yardımcısı Del Kano seyahati devam ettirerek İspanya’ya geldi (1522). Bu ilk dünya seyahati dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlamıştır.
İngilizler adına keşişere katılan John Cabot ile Fransızlar adına katılan Cartier Kuzey Amerika kıyılarını keşfetmişlerdir (1497).
Coğrafî Keşiflerin Sonuçları
Dünyanın bilinmeyen yerleri Avrupalılar tarafından tanınmış, yeni adalar, kıtalar, ırklar, kültürler, hayvanlar, bitkiler keşfedilmiştir.
Avrupa ülkeleri yeni pazarlar bulmuş sömürge imparatorlukları ortaya çıkmıştır.
Yeni ticaret yolları bulunmuş ve Akdeniz limanları eski önemini kaybetmiştir.
Atlas Okyanusu kıyısındaki limanlar (Lizbon, Bordo, Anvers, Roterdam, Londra gb.) önem kazanmıştır.
Keşfedilen yerlerin değerli madenleri Avrupa’ya taşınmıştır. O zamana kadar toprak asıl zenginlik kaynağı iken, bundan sonra altın ve gümüş temel zenginlik kaynağı haline gelmiştir.
Soylular eski güçlerini kaybetmiş ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşmiştir.
Coğrafi Keşişer sonunda Amerika’nın kuzeyine Fransızlar, doğusuna İngilizler ve güneyine İspanyollar yerleşmiştir.
Keşifleri destekleyen krallar güçlenmiş ve kilisenin etkisi azalmıştır.
Avrupalıların zenginleşmesi sonucunda sanata ve bilime değer veren mesen sınıfı ortaya çıkmıştır.
Keşfedilen yerlerden Avrupa’ya göçler olmuş, buna bağlı olarak Batı uygarlığı ve Hristiyanlık yeni yayılma alanları bulmuştur.
Avrupalıların düşünce dünyasında önemli gelişmeler meydana gelmiş, Rönesans ve Reform hareketlerine zemin hazırlanmıştır.
Hristiyanlığa ait inançlar temelinden sarsılmış, halkın kiliseye güveni azalmıştır.
Keşfedilen yerlere Avrupa’dan büyük göçler olmuştur. Bu durum Avrupa’da işsizliğin azalmasını, Avrupa kültürünün ve Hristiyanlığın keşfedilen yerlerde yayılmasını sağlamıştır.
Keşişer insanlar üzerinde merak ve araştırma arzusunu uyandırmıştır. Bu durum Avrupa’nın bilim, düşünce ve dinî hayatında önemli değişikliklere yol açmıştır. Keşişerden sonra, başta İtalya olmak
üzere Avrupa’da düşünce ve kültür hareketleri başlamıştır.
RÖNESANS
XV. ve XVI. yüzyıllarda İtalya’da başlayan ve daha sonra Avrupa’da yayılan edebiyat, güzel sanatlar ve bilim alanındaki gelişmelere yeniden doğuş anlamında Rönesans denilmiştir.
Rönesans hareketlerinin İtalya’da başlamasında;

İtalya’nın İslam uygarlıklarına yakın olması
İstanbul’un fethinden sonra İtalya’ya giden bilginlerin Latince eserleri çevirmeleri

Zengin şehir devletlerine sahip olan İtalya’da bilimsel ve kültürel çalışmaların desteklenmesi
İtalya’nın ticaret merkezi olması nedeniyle değişik medeniyetlerle sürekli bir etkileşim içinde bulunması etkili olmuştur.
Rönesans’ın Nedenleri
Kâğıdın ucuzlaması ve matbaanın geliştirilmesiyle yeni düşüncelerin hızla yayılması
Eski Yunan, Roma ve İslam medeniyetlerine ait eserlerin incelenmesiyle akılcı düşüncenin gelişmesi
Coğrafî Keşişerin etkisiyle Avrupa’da sanat ve edebiyattan zevk alan mesen sınıfının ortaya çıkması ve bunların sanatkârları korumaları
Kiliseye duyulan güvenin ve skolastik düşüncenin öneminin azalması
Coğrafî Keşişerle dünyanın tanınması
Yetenekli bilim adamı ve sanatkârların yetişmesi
Rönesans’ın Ortaya Çıkması ve Yayılması
İslam bilginleri eski Yunan ve Roma eserlerini tercüme etmişlerdi. İspanya’nın Müslümanlarca fethinden sonra Avrupalılar Arapçaya tercüme edilen bu eserlerle tanıştılar ve bu eserleri okumak için Arapça öğrenmeye başladılar.
XII. yüzyıl boyunca Avrupa’da birçok Arapça eser Latinceye çevrildi. Avrupa’da kurulan üniversitelerde İbni Sina’nın tıp, İbni Heysem’in fizik ve astronomi hakkında yazdığı eserler ders kitabı olarak okutuldu. XIII. yüzyılda İtalyan tüccarlar ticari ilişkileri sırasında Müslümanlardan kâğıt yapımını öğrendiler. Bu gelişmeler Rönesans hareketlerinin ortaya çıkmasında İslam uygarlığının
önemli bir etkisi olduğunu gösterir. Rönesans hareketleri İtalya’da daha çok sanat alanında ön plana çıkmıştır. Resim, mimari ve güzel sanatlarda birçok eser verilmiştir. Leonardo da Vinci, Mona Lisa portresi, Milano’da bir manastırdaki Son Akşam Yemeği ve birçok şehir planı gibi çalışmalar yapmıştır.
Michelangelo ve Rafael’de önemli sanatçılardandır. Rönesans hareketleri Almanya’da dini alanda gelişmiştir. Erasmus, Röklen ve Luhter gibi hümanistler dinî metinleri incelemişlerdir. Luther, İncil’i Almancaya çevirmiştir. Bu çalışmalar Reform hareketlerine ortam hazırlamıştır.
Rönesans hareketleri İngiltere’de edebiyat alanında gelişmiştir. Şekspir; Hamlet, Makbet, Otello, Kral Lear adlı tiyatro eserlerini yazmıştır.
Fransa’da kralların desteğiyle başlayan Rönesans hareketleri sonucunda Eski Yunan ve Roma eserleri tercüme edilmiştir. Montaigne önemli edebi eserler yazmıştır.

Rönesans hareketleri Polonya’da daha çok bilim alanında etkili olmuştur. Kopernik, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü açıklamıştır.
Rönesans’ın Sonuçları
Avrupa ülkelerinde bilim, sanat, edebiyat alanlarında yeni bir dünya görüşü ortaya çıkmıştır.
Skolastik düşünce yıkılmış ve düşünce özgürlüğü yaygınlaşmıştır.
Deney ve gözleme dayanan pozitif düşünce ortaya çıkmıştır. Özgür düşünce bilim alanında yeni buluşların ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Doğa olayları ve insan vücudu hakkında yeni bilgilere ulaşılmıştır.
Kilisenin otoritesi zayışamış, bu durum Reform hareketlerini başlatmıştır.
Osmanlı Devleti, Rönesans hareketlerinin gerçekleştiği XV. ve XVI. yüzyıllarda bilim, teknik ve mimari alanlarında Avrupa’dan ileri düzeydeydi. Bu nedenle Osmanlı Devleti Avrupa’da yaşanan bu gelişmelerden yararlanma ihtiyacı duymadı. Ancak Rönesans’la birlikte gelişimini sınırlayan engellerden kurtulan Avrupalılar hızla ilerlemeye başladı. Osmanlılar bu gelişmelere yabancı kalınca ve yeterince takip edemeyince Osmanlı Devleti ile Avrupa arasında bilim ve teknik alanlardaki fark giderek açıldı. Bunun sonucunda Osmanlı Devleti Avrupa’nın gerisinde kalmaya başladı.

REFORM HAREKETLERİ
Reform, aslını bozmadan yeniden şekil verme, düzenleme anlamına gelen bir kavramdır. XVI. yüzyılda Avrupa’da Katolik Kilisesi’nin etkisindeki Hristiyanlık inancını yeniden yorumlama ve din alanında düzenleme yapma çalışmalarına Reform denmiştir. Reform hareketleri Almanya’da başlamış, zamanla diğer Avrupa devletlerine yayılmıştır.
Reformun Nedenleri
Katolik Kilisesi’nin bozulması, bazı zümrelerin çıkarlarına uygun hareket etmeye başlaması
Kilisenin Endüljans adlı belge ile insanları bağışlayabilmesi ve kişileri afaroz ederek dinden çıkarabilmesinin tepkilere neden olması
Kiliselerin ele geçirdiği siyasî güç ile giderek zenginleşmesine karşın halkın yoksullaşması
Rönesans’ın etkisi ile hümanist ve özgür düşüncenin yayılması
Kağıt ve matbaanın yaygınlaşmasıyla İncil’in ulusal dillere çevrilerek bol miktarda basılması, halkın dinini kendi dilinde öğrenmeye başlaması ve bu sayede kutsal metinlerle din adamlarının söylemleri arasındaki farkı açıkça görmesi
Reformun Doğuşu
XVI. yüzyılda Erasmus gibi hümanist bilginler Katolik Kilisesi’nde liberal bir reformun gerekliliğini savunmuş, Hz. İsa’nın örnek alınmasını önermişti.
Reform düşüncesi önce Almanya’da Martin Luther tarafından ortaya atıldı. Luther 1517’de Wittenberg Kilisesi’nin kapısına bir bildiri asarak, “Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini, kilisenin günahları bağışlama yetkisinin olmadığını, endüljans satan din adamlarının suç işlediğini, öbür dünyada esenliğe kavuşmak için imanın yeterli olacağını vurgulamıştır.”
Bu görüşler halk arasında büyük yankı bulunca Papa Luther’i aforoz etti ve öldürülmesi kararını verdi. Bunun üzerine Saksonya dükü Frederik, Luther’i şatosunda sakladı. Bu durum Avrupa’da dinî bölünmenin yanında siyasi bölünmenin de başladığını gösterir. Avrupa’da Katolik Kilisesi’ni destekleyen Roma-Germen İmparatorluğu’yla Luther’i savunan Alman prenslikleri arasında çatışmalar yaşandı. Protestanlarla Katolikler arasındaki bu mücadele Augsburg (Ogsburg) Antlaşması’yla sona erdi (1555). Augsburg (Ogsburg) Antlaşması’yla Katolikler Protestan mezhebinin varlığını resmen kabul ettiler. Bunun sonucunda Luther’in fikirlerinin Avrupa’da yayılması hızlanmıştır.

Fransa’da Kalven’in başlattığı Reform hareketleri sonucunda Kalvenizm, Nant Fermanı ile tanındı.
İngiltere’de Reform hareketlerine Kral VIII. Henri öncülük etti ve Anglikan Kilisesi’ni kurarak Katolik Roma Kilisesi’yle bağlarını kopardı. İskoçya’da Presbiteryenlik, İsveç, Norveç, Danimarka’da Protestanlık yayıldı.
Reformun Sonuçları
Yeni mezhepler ortaya çıkmış (Protestanlık, Kalvenizm, Presbiteryenizm, Anglikanizm), böylece Avrupa’da mezhep birliği bozulmuştur.
Papanın ve din adamlarının saygınlığı azalmıştır.
Katolik Kilisesi topraklarının büyük bölümünü kaybetmiştir.
Papalar krallar üzerindeki etkisini kaybetmiştir.
Protestanlığı kabul eden memleketlerde eğitim ve öğretim işleri kiliseden alınmıştır. Böylece kilise dışında laik eğitim kurumları ortaya çıkmıştır.
Kilisenin düşünce hayatı üzerindeki etkisinin azalması ile serbest bir ortam oluşmuş, bilimsel çalışmalar hızlanmıştır.
Reformun Osmanlı Devleti’ne Etkileri
Osmanlı hakimiyeti altında yaşayan Hristiyan halka din ve inanç yönünden geniş haklar tanındığı için Reform hareketleri Osmanlı ülkesinde etkili olmamıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti Ortodoks din adamlarının halk üzerinde baskı oluşturmasına izin vermemiş böylece din adamlarının siyasi güç elde etmesi engellenmiştir.
Reform hareketleri Avrupa’da siyasal yönden bölünmelere neden olduğu için Osmanlı Devleti’ni olumlu yönde etkilemiştir. Reform hareketlerini yakından takip eden Kanuni Luther’in faaliyetlerini desteklemiştir.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.